İçeriğe geç

Sokranmak hangi yöreye aittir ?

Sokranmak Hangi Yöreye Aittir?

Kayseri’de bir sabahın erken saatlerinde, penceremden dışarı bakarken…

Sabahın serinliği, Kayseri’nin dağlarından esen hafif rüzgarla birleşip odamın camına vuruyor. Çeyrek yüzyıldır burada yaşıyorum ama hâlâ bu manzara içimi ısıtıyor. Kayseri’nin taş sokaklarında yürürken, her köşe başında bir anı, bir öykü saklı. Sokranmak… Bu kelime aklıma geldiğinde, hiç düşünmeden ağzımdan dökülen ilk şey “Kayseri’ye ait bir şey” oldu. Ama gerçekten de öyle mi? Yıllardır duyduğum, sevdiğim, ama bir türlü doğru düzgün anlam veremediğim bu kelime… Nereden çıkmış, ne zaman kullanılmaya başlanmış? Ne anlam taşıyor? Sokranmak hangi yöreye aittir?

Bir Sözcüğün Arkasında Yatan Anlam

Bir gün Kayseri’nin merkezinden, Erciyes Dağı’na doğru bir yolculuğa çıktım. Gençliğimde, bu dağda binlerce kez kaydım, karlarla kaplanmış tepelerine tırmandım ama hiçbir zaman bu kadar heyecanlanmamıştım. Belki de içimdeki bir boşluğu doldurmak istedim. Şehirde bir şeyler eksikti, o eksiklik ise kendini kelimelerle ifade ediyordu. Bir türlü bulamadığım sokranmayı arıyordum.

İlk başta, kelimenin anlamını araştırmak gibi basit bir şey düşünmüştüm. Ama sonra fark ettim ki, sokranmak sadece bir kelime değil, bir duygu, bir yaşam biçimi. Yokuşları tırmanırken, taşlarla dolu eski Kayseri sokaklarında, tam da bu sokranmayı bulacağımı düşündüm. Kayseri’nin, o eski taşlarının arasında bir şekilde kaybolmuş gibi olan bu kelimeyi, belki de birinin ağzından duyarım diye.

Bir gün, bir arkadaşım Kayseri’nin en eski çarşısına gittiğimde bana bir şey söyledi: “Bazen Kayseri’ye özgü kelimeler, kelime anlamından çok, içinde barındırdığı duygularla var olur.” O an, kelimenin gerçekte ne kadar önemli olduğunu anladım. Sokranmak sadece bir ses değil, o sesin kalpten çıkıp ruhuma işlediği anıydı. O an, bir kelimenin ne kadar derin, ne kadar özel olabileceğini hissettim.

Sokranmak: Kayseri’nin Çığlıkları

Sokranmak… Her zaman bir çığlık gibi duydum. Kayseri’nin dağlarından, o taş sokaklardan yükselen bir çığlık… Belki de şehrin zorlayıcı, az ama öz atmosferinden. Kayseri’yi düşündüğümde, bu kelimenin bir anlam taşıdığını hemen hissediyorum. Ama sokranmak, bir çığlık değil. O, bir nehir gibi akıyor, yaşanmışlıkların arasında sıkışıyor. Kayseri’nin köylerinden, o şehre ait her sokaktan, her taşından, her zaman bir çığlık yükseliyor ve o çığlık, sokranmak oluyor.

Beni yıllardır bu kelimeye çeken de tam olarak bu his. O eski zamanlardan gelen, belki de Kayseri’nin köylerinde bir geleneğe dönüşen bu sokranmanın anlamını bir türlü çözemedim. Herkes sokranmanın anlamını farklı bir şekilde anlatıyor, ama hala eksik. Belki de o kadar eski ve köklü ki, sokranmak sadece bir kelimeden çok daha fazlasıdır.

Yavaşça şehre doğru ilerlerken, bu düşünceler kafamı kurcalıyordu. Hava soğuk, ama her adımımda içim ısınıyordu. Kayseri’nin insanları, o taş sokaklarda, kendi dilinde bir şeyler söylüyorlardı. O anda sokranmanın sadece Kayseri’ye ait olduğunu düşündüm. Bir Kayseri çocuğu olarak büyüdüğümde, her zaman birilerini neşelendirmek için sokranmanın içine kaybolan bir melodiyi duyardım. O melodinin, o yöreye ait olduğuna inandım. Şehrin her köşesinde, her yokuşunda sokranmanın izlerini bulabilirsiniz.

Sokranmak ve Kayseri’nin Duygusal Derinliği

Sokranmak, bir tür içsel patlama gibi. İçindeki tüm sıkıntıyı, özlemi, sevgiyi, kaygıyı dışa vurma hali. İnsanlar Kayseri’nin köylerinde, bu kelimeyi, kendi içsel dünyalarında bir ifade biçimi olarak kullanırlarmış. Ama ne zaman Kayseri’nin şehirli sakinlerine sorsam, o eski anlamı bulamıyordum. Belki de zamana kaybolmuştu, belki de Kayseri’nin modernleşen yapısı, o eski zamanları geride bırakmıştı.

Bir akşam, annemle otururken ona sokranmak hakkında sordum. “Bunu hatırlıyor musun?” diye. Gözleri uzaklara daldı, sonra yavaşça konuşmaya başladı: “Eskiden köylerde, tarlada çalışırken, köylüler arasında sokranan bir ses duyardık. Ama bu sesin başka bir anlamı vardı. İnsanın içinde hissettiği bir yoğunluk vardı, o sesin içinde.” Annem, bu kelimeyi duyduğunda bambaşka bir dünyaya gitmiş gibiydi. O eski dünyayı, o kaybolan duyguyu bir anda hatırlamıştı. Kayseri’nin taş sokaklarında yaşayan yaşlı insanların da bu kelimeyi kullandığını bildiğini söyledi.

“Bu kelime, yıllar önce köydeki tarlalarda iş yaparken bizleri birleştirirdi. Şehirde anlamını kaybetse de, köyde her zaman vardı. Her köyün, her evin içinde bir sokranma vardı. Bunu şehrin gürültüsünde kaybettik,” dedi.

Ve Sonra, Bir Kez Daha…

Bir sabah, Kayseri’nin erken saatlerinde, sokaklar karanlık ve sessizdi. Adımlarımın yankısı, tıpkı yıllar önce babamın bana söylediği gibi: “Kayseri’deki her adım, tarih kokar.” Bir sokranma sesi duydum. Ama bu ses, o eski Kayseri’nin kaybolmuş bir çığlığıydı. O an, sokranmanın sadece bir kelime değil, bir yaşam tarzı olduğunu daha iyi anlamıştım. O sokranma, geçmişten geleceğe taşınan bir ses, bir tutku, bir bağlılıktı.

Sokranmak, belki de o kaybolmuş zamanların içinde var olmalıydı. Her zaman bir parça kalmalıydı. Belki de sokranmanın ne olduğunu hep içimde hissetmeliyim. Ve belki de bu yazı, Kayseri’nin taşlarında kaybolan sokranmayı bir kez daha gün yüzüne çıkarmalıydı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet yeni giriş adresi